Hami Kaynak Kimdir?

 
Starboat Hami Kaynak Tersanesi’nin 75. Kuruluş yıldönümü olan 2008 yılında
“Powerboats & Yachts” dergisinde yayınlanan köşeden alınmıştır.
BU KALP SENİ UNUTUR MU?
Hami Bey ile İdealtepe Sahildeki, iskelesinden torununun balık tuttuğu, eşi Hayriye Hanımın ince belli bardakta rakısını yudumlayarak dönüşünü beklediği, muhteşem evin verandasında buluşmak üzere sözleşiyoruz. “Ben sizin size yetişememiş bir hayranınızım” diye sıkıyorum elini.
Sevgili Hami Bey, sizi bilmeyen deniz tutkunu neredeyse yok gibi,  hikâyeniz nerede, nasıl başladı?
Ben,  1905 yılında İstanbul Anadolu Kavağı vapur iskelesinin solundaki beşinci yalıda doğdum. Babam Mısırlı Abbas Sait Halim Paşa’nın Kaptanı Fevzi Bey ve annem de Trabzon eşrafından Fesçilerin kızı Mühibe Hanım’dır.  Babam Fevzi Kaptan,  Sait Halim Paşa yalısının önüne 30 metrelik 3 direkli “uskuna” yatı sadece yelkenle borda edebilen zamanın en meşhur Boğaziçi kaptanlarındandı.
İşte hikâyenin asıl nerede başladığını anladın mı? Armut dibine düşer ekolünden geliyoruz…
İlk ve orta tahsilimi Anadolu Kavağı ve Beykoz’da tamamladım, sonrasında Kabataş’taki Yüksek Denizcilik Okulundan  “Çarkçı” olarak mezun oldum.
Askerliğimi Sarıyer Haramidere arasında muhabereci olarak yaptım, altımda Ariel marka motosikletim vardı.  Askerlikten sonra İstinye’deki “Deniz İtfaiye Motorunda” çarkçı olarak işe başladım.  Sonra, Hasköy’de şimdi Rahmi Koç Müzesini olduğu yerde Gümrük Muhafaza Müdürlüğünde formen olarak çalışmaya devam ettim,  o zamanların ilk modern bakım tersanesini kurduk.  Bir yandan da telsizlere merak sardım zira Gümrük Muhafaza için çok önemliydi ve İzmir Kadifekale’ye bir telsiz istasyonu kurduk.
Kaynak soyadını nasıl aldınız?
Hasköy’deki atölyede çalışırken, işyeri muhasebecisi maaşımı ödemek üzere bana hangi soyadını aldığımı sordu. Ben de o sırada kaynak işiyle uğraşıyorum, dervişin fikri neyse zikri de odur misali, “KAYNAK” dedim tabii ki…
 “Barem”e kızdım hayalimi gerçekleştirdim.
1932 senesinde Yeniköy’den Ahmet Efendi ile Sıdıka Hanım’ın kızı Hayriye Hanımla evlendik. Başarılıyım, zehir gibi iş çıkarıyorum, terfi aldım ama  “barem” kanunu nedeniyle maaşımda kesinti var diye sinirlendim ve istifa ettim!  Hayallerimde kendi atölyem var.  Hasköy Aynalı Kavak Caddesinde bir torna tesviye atölyesi kurdum.  Gümrük Muhafazada çalışırken tanıdığım esnafın yardımı ile ayda 1 TL taksit ödeyerek aldım ilk tornamı. Her çocuğun rızkıyla doğması gibi, oğlum Metin’in doğumu ile birlikte bizim de hayatımız değişmeye başladı.
*“Denizlere inmek medeniyetin şiarıdır”
Hasköy’deki atölyede Zeki Rıza Sporel’e de iş yapıyorum. O sıralar Atatürk’ün emriyle,  Moda Deniz Kulübü yeni kuruluyor ve Zeki Bey de kurucu heyette. Kulübün kayıkhanesinin işletmesini ve bakım işlerini bana teklif etti.  Kulüp kayıkhanesinin idareciliğine başladım.
Zamanın iktisat vekili olan Celal Bayar “Christ Craft” marka 2 adet tekneyi kulübe bağışladı. BAYAR 1 ve BAYAR 2. Onu diğer azaların hediyeleri izledi: İPAR, YAZGAN, EMEK…  Kulübe hediye edilen tekneleri içinde bir tanesi vardı ki benim için ömre bedel:  “RÜZGAR”… Lycoming marka 8 düz silindirli, 185 HP takatinde özel bir motorla saatte 58 mph sürat yapabilen 18′ boyunda, maundan açık mavi renklerde süratli bir spor tekne ve bakım tutumu benim sorumluluğumda.  O zamanlar için o kadar süratli ki namı taa Atatürk’e kadar ulaşmış.
Atatürk  – “Söyleyin o deli oğlana, getirsin şu uçan motoru bir de ben göreyim.” diye haber yollamış. Benim etekler zil çalıyor tabii, tüm bakımları yapılmış, parlatılmış tekneyle ¾  yol Florya Deniz Köşkü’ne yola çıktım.  İskeleye tam yol bir yanaşışım var ki sorma gitsin. Bir anda etrafımı saran çığlık çığlığa kalabalıkla neye uğradığımı şaşırdım.  Ne olduğunu ancak emir subayı gelip de “Sen ne yapıyorsun az kalsın Paşa’yı öldürecektin!” dediğinde anladım. Meğer Gazi Paşa açıkta yüzüyormuş. Bunun üzerine benim dudaklarım anında uçukladı korkudan. Paşa kıyıya geldi. Gözlerine bakamadan öylece kalmışım,  hiçbir şey demeden “Hadi bana da bir tur attır deli oğlan” dedi.  Sonradan,  Atatürk, Celal Bayar ve Bal Mahmut’la beraber “İPAR” kotrası ile Yunanistan’a yapılan bir geziye kaptanlık ettim. Geziden sonra Celal Bayar bana çok güzel bir saat hediye etmişti, maalesef evimize giren hırsızlar gözünün yaşına bakmamış.
Tersanecilik Nasıl Başladı?
1944 yılında Moda Deniz Kulübü üyelerinden Baymak Firmasının kurucusu Fikret Bayraktaroğlu: -“Büyükdere’de bir kızak yeri var gel senin atölyeyi oraya taşıyalım” dedi.  ARMA Deniz kızakları adı altında bir firma kuruldu böylece biz Hasköy’deki atölyeyi Büyükdere’ye taşıdık ve Arma Deniz Kızakları İşletmesi de böyle başladı.  1950’ye kadar beraber çalıştık, sonra ayrıldık. Ben Ermeni Kilisesine ait deniz kenarındaki yeri kiralayıp Büyükdere’de devam ettim.  “TUSLOG”un J-Boat ve LCM’lerin, İzmir NATO Komutanlığının Servis botlarının, Amerikan Sefarethanesinin HIAWATHA’sının  -ki 50 yıldır Boğazda gezen en güzel teknelerdendir-  tüm bakım işlerini yapıyorduk.
Peki, aklınızda imalat var mıydı?
Gönlümde vardı ama aklıma oğlum Metin düşürdü.  Metin bunu dillendirdiğinde 3. kuşağımız Turgut doğmuştu. Dizaynı da bize ait ilk teknemizi 1957 yılında Anadolu Kavağındaki Amerikan Radar üssüne yaptık.  Onu Meşhur Konak Sinemalarının sahibi Zeki Başaran izledi. Üçüncü tekneyi Amerikan Sefaretinde askeri ataşe Mr. Joe’ya yaptıktan sonra seri imalat düşüncesi gündeme geldi.
Tanıdık simalar var mıydı tekne sahiplerinden?
7 metreden 20 metreye kadar muhtelif tenezzüh ve sürat tekneleri yaptık.  Sakıp Sabancı, Nejat Eczacıbaşı, Haldun Simavi, Münci Ömür, Pamir Bezmen, Vedat Moreno, Kemal Ilıcak, Ali Ramazanoğlu, Selahattin Beyazıt daha kimler kimler… Hepsini saymaya kalksam sana bir sayfa yetmez bize de Büyükdere’deki yerimiz yetmemeye başlamıştı zaten ve 1960 senesinde Beykoz’da Hami Kaynak Tersanesi’nin kapılarını açtık.
Şu meşhur Beykoz Tersanesi STARBOAT’un doğduğu yer mi?
Beykoz’da önce beton kızaklar kurduk zira ortasında taş bir binayla bomboş bir araziydi. Akabinde de 2 adet, eş, 1000’er tonluk koster kurduk aynı anda, İNCE ve UZUNOĞLU.  Bir yandan 35mt. lik yolcu gemisi Aspendos yürüyor diğer yandan Metin’in “seri” olarak fiber tekne yapma ideali… Bu hayal  TATKO’dan Erdoğan Zapçı Bey’in gayret ve teşviki ile hayata geçiyordu. Tatko Chrysler ve Perkins motorlarını ithal ediyordu, Metin Chrysler Marine’in Dallas’taki fabrikasında imalatı inceledi. Adamlar yaklaşık 400.000 metrekarelik bir fabrikada, ölü sezonda, günde 286 tekne üretiyorlardı, inanabiliyor musun? Biz de Tatko’nun makine desteği ile senede 186 tekne üzerine ince bir hesap yaptık ve yola çıktık.  1973 yılında Beykoz tersanesinin her metrekaresi doluydu. Kosterler için kurulmuş endezhane görevini tamamlamış ve yeni fiber teknelerin kalıplarına yer açılmıştı. Neredeyse evin yolunu unutmuş gün ışığına hasret kalmış şekilde çalışıyoruz. İşte ne olduysa oldu ve yanık kalan bir izmarit tersanede büyük bir yangına mahal verdi. Ucuz atlatılan bu talihsiz kazada can kaybı olmadı, Moonraker adlı bir tekne ve endezhanenin tamamı yandı. O kadar inanmıştık ki yaptığımız işe bu yangın bile bizim şevkimizi kıramadı. Safları sıkılaştırdık ve üretime devam ettik. İnatla ve inançla STARBOAT Markasını yarattık.
Fuar deyince ilk akla gelenlerdenmişsiniz?
İlkinden itibaren sayısız fuara katıldık. 1975-85 arası en popüler olduğumuz zamanlar. İlk tecrübemiz Interteks’in Sheraton’da yaptığıdır. Otelin girişinde 2 adet o zamanın zıpkın gibi teknelerinden koymuştuk, çok sükse yapmıştı. Sonra yurtdışı fuarlarına tekne götürüyoruz, bize deli gözüyle bakıyorlar. 78’de İnterteksin fuarında otelin girişi artık bizlere yetmiyor. Balo salonuna taşıyoruz ama balo salonu 2. Katta.  Tekneleri vinçlerle 2. Kata çıkartıyoruz yine sansasyon…  Bu fuarda 775 Conquerer sergiledik hiç unutmuyorum, -“Bu tekne öyle bir tekne ki,  bununla Türkiye’nin etrafı dolaşılır!”, diye bir taş attım kuyuya. Seneler sonra benim deli torunum Turgut daldı çıkardı. Cobra 9000 Model bir STARBOAT ile 1990’da, Türkiye’nin etrafını (1992 mil) Hopa’dan İskenderun’a 34 saat 37 dakikada dolaştı ve Dünya Açık Deniz Sürat Rekorunu kırdı. Daha bunu Türkiye’de ne deneyen ne de başaran çıktı… Olsa olsa bunun yenisini, yine bizim teknelerden biriyle Turgut’un oğlu Hami Deniz yapar.
Çalışanlarınızın gözünden bir Hami Kaynak portresi çizseniz?
Ben sert biriydim, çok disiplinli ve çok sert.  Bir hayli usta yetiştirdim, hepsi 1. sınıf.  İyi kalpli bir patron olduğumu söylerlerdi sağ olsunlar. İş güvenliği hep ön plandaydı bende. En çok kaybettiğim şey gözlüğüm, sürekli gürlerdim “ nerde benim gözlüğüm” diye. Çoğu zaman ya başımda, ya boynumda ama bizimkiler korkudan söyleyemezlerdi işte öyle biriydim.  Amerikan Donanmasına ait LCM-8 çıkarma teknesini kızağa alıyoruz, ırgatın başında ben varım. Esiyorum, çocuklara komutlar yağdırıyorum derken bir anlık gafletle sağ elimin başparmağını ırgatta bırakıyorum ama gürlemeye de devam ediyorum. Kim bilir çocuklar ne geçirdiler içlerinden, (gülüyoruz…)
Müsaade istiyorum biraz mahcup,  zira anlatacak çok şey var daha. Hiç bitmesin istediğim bu güzel sohbete üç nokta koyuyorum Cunda Taş Kahve’den.  “ Emin olun Hami Bey,” diyorum  “sizi merakta bırakmayacağız, Küçükyalı’daki ebedi istiratgahınıza her gelişimizde bizden iyi haberleri duymaya devam edeceksiniz,”  biz de sizi özlemeye.  Rahat uyuyun emanetiniz güvenilir ellerde…
*Mustafa Kemal ATATÜRK

Hami Kaynak

Resimlerle

İPAR Kotrası ile bir gezide.

Güvertedekiler; Atatürk, Bal Mahmut, Ülkü ve dümende Hami Kaynak.